İnsanlığı
Birleştiren Gerçekler
TANRI
Tanrı hiç bir şeye benzetilemez ve hiç bir şeyle kıyaslanamaz.
Çünki benzetme ve kıyaslama kabul eden her şey, başka şeylerdeki
bazı özellikleri taşımadığı için eksiktir. Oysa Tanrı, sadece
kendisine benzer. O, O'dur.
Bundan
dolayı, Tanrı isim ve sıfata muhtaç değildir. O Mutlak Kudret
sahibidir. Sıfatlar eşyayı ve insanı göreceli olarak tarif
ettiğinden, Yaradan için değil, yaratılanlar için kullanılabilirler.
Tanrı
hiç bir şeyden etkilenmez ve değişmez. Bütün yaratıklar O'nun
Kanunları'na bağlıdır. Hiç bir varlıkta O'ndan bir zerre yoktur
ki, bunların toplamı Tanrı etsin. Tanrı mutlak sükunet, denge,
hareketsizlik ve mükemmellik halindedir.
Tanrı'ya
ulaşılamaz. Mekan ve zaman dışı olan Tanrı ile varlıkları
arasında bir erişilmezlik vardır. Varlık ne yaparsa yapsın,
hiç bir vasıtayla, hiç bir zaman O'na kavuşamaz. Tanrı sonsuzluğun
yaratıcısıdır. Yaradılış sonsuzdur.
Tanrı
insanlarla Kanunları vasıtasıyla irtibattadır. Bütün evrenler
ve varlıklar Tanrı'nın koyduğu Kanunlar'la ayakta durur.
Tanrı
için tüm varlıklar bir'dir, bütündür ve mükemmeldir. Bir kürenin
yüzeyi merkeze nasıl eşit uzaklıktaysa, tüm yaratılanlar da
Yaradan için öyledir.
Tanrı
anlaşılamaz. İnsan ne kadar gelişirse gelişsin, Tanrı hakkında
herhangi bir anlayışa sahip olamaz. Çünki onda, Tanrı'yı anlamayı
sağlayacak bir yetenek yoktur. İnsan ancak kendisini ve tabiatı
inceleyip Tanrı'nın koyduğu Kanunları öğrendikçe, O'nun hakkında
bazı sezgilere varabilir. Mutlak olan Tanrı'yı Kendinden başka
hiç bir varlık anlayamaz.
RUH
Ruh, öz olarak mükemmel yaratılmıştır. O, öz itibariyle kendi
kendisinin aynıdır. Eşi ve benzeri yoktur. Parçalara ayrılmaz,
azalmaz ve çoğalmaz. Şuur, irade ve tahayyül ruhun melekeleridir.
Ruh, Tanrılık bilgiye sahiptir, ama Tanrı değildir.
Ruh
ölümsüzdür. Özü bakımından sonsuz güç sahibidir; bu güç asla
azaltılamayacağı gibi yok da edilemez. Ruh hayattır, hayat
da Ruh'tur.
Ruh
şuurludur ve bir maksadı vardır; yani Ruh'un bir amacı, bir
vazifesi vardır. Ruh'u yöneten ve ona karışan bir makam yoktur.
Çünki Tanrı'nın şuurlu ve idrakli yarattığı Ruh, kendini yönetebildiği
gibi, maddeyi de yönetir. Ruhlar, Yaradan'ın Kanunları'na
uygun olarak Evren'i sevk ve idare ederler. Evren'i sevk ve
idare etmenin ve ruhsal tekamülün sonu yoktur.
Maddesel
evren, Ruh'un eseridir. Ruh, sonsuz faaliyette bulunmak zorunda
olan bir varlıktır. Bu, onun sonsuz derecede etken olması
demektir. İrade ve iktidar sahibi olan Ruh, sürekli olarak
maddeye şekil verir ve onu dağılmaktan korur. Ruh, bu işi
yaparken, o maddeye özgü kanunlara uyar. Her atom ruhsal bir
etki altındadır. Tanrı yaratır; Ruh, yaratılana şekil verir.
Ruh
daima tekamül eder. Ruhlar'ın tekamülü demek, onların maddelerle
olan ilişkilerinin gelişmesi demektir.
Ruhlar'la
iletişim kurulabilir. Medyomlar, insanlarla Ruhlar'ın haberleşebilmesi
için aracılık yapan hassas yapılı, özel yeteneklere sahip
kimselerdir. Ruhlar'dan gelen bilgiler (tebliğler), ilham,
sezgi, rüya, söz ya da yazıyla ortaya çıkabilir. Bütün kutsal
kitaplar Ruhlar aleminden vasıtalı olarak peygamberlere verilmiş
tebligattan ibarettir. İnsan beş duyuyla sınırlı değildir;
Ruhundan dolayı sonsuz duyulara ve yeteneklere sahiptir. İnsan,
Ruh gücü vasıtasıyla başka insanların zihninden geçenleri
bilebilir, hastalara şifa verebilir, eşyaları el değdirmeden
hareket ettirebilir, gelecekten haber verebilir. Mucize ve
kerametlerin sebebi Ruh'tur.
Ruh'u
duyularımızla tanıyamayız. Zira o, elle tutulan, gözle görülen
bir şey değildir. Zaman ve mekan dışı bir varlık olan Ruh,
duyularımızla anlaşılamaz ve anlatılamaz. Bu bakımdan Ruh
için yapılabilecek her türlü tanım eksik ve yetersiz kalacaktır.
Ruh ancak etki ve tezahürleriyle bilinebilir. Elektriğin kendisini
göremeyiz, ama onun ısı ve ışık şeklindeki etkilerini biliriz.
Ruh'u da göremeyiz, ama onun bedene can ve şuurluluk veren
etkilerini biliriz.
İNSAN;
DOĞUM, ÖLÜM VE ÖTESİ
İnsan, ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Ruh ve beden, bir
kumaşın tersi ve yüzü gibi bir bütünlük içindedir. İnsan bu
sebeple hem maddesel, hem de ruhsal özellik ler taşır. İnsanın
üstün ve hakim yönü ruhtur; beden ise sadece geçici bir araçtır.
Bedeni canlı tutan ve yöneten ruhtur. Ölümsüz olan ruh, tekamül
etmek için sayısız bedenleri emaneten kullanır ve işi bitince
onları dünyada bırakır. Ruhun tesiri olmasa (sürücü), beden
(araba) hiç bir işe yaramaz. O halde insan, ruh sahibi bir
beden değil, beden sahibi bir ruhtur.
Ruh
bedenin içinde değildir. Bedende ruhun yerleştiği bir organ
yoktur. Ancak ruh, bedenin dışında da değildir; çünki ruhun
mekanı yoktur. Ruh, tesir göndererek bedeni kullanır ve yönetir.
Doğmadan
önce hayat planı hazırlanır. Tekamül etmek için yeniden bedene
bağlanması gereken bir ruh varlığı, doğmadan önce dünyada
yapacağı işleri planlar, yani kaderini hazırlar. Dünya üzerinde
yaşanacak yer ve zaman, aile, ırk, cinsiyet vs. tespit edilir.
Ancak bu plan yüzde yüz kesin değildir. Örneğin, bu planda
insanın kesin ve belirli bir ömrü yoktur. Zira önemli olan
ömrün uzunluğu ya da kısalığı değil, yapılacak işler ve elde
edilecek bilgilerdir.
Ölümlü
olan bedendir, ruh değil. Ölmek, ruh dünyasına doğmaktır.
Bu bilgiye sahip olmayan insanın ölümden çok korkacağı açıktır.
Ölüm, doğum kadar olağan bir Tabiat Kanunu'dur ve sadece beden
için geçerlidir. Ruh ve beden ilişkisinin kesin olarak kopmasına
ölüm denir. Ruh, bedeni kullanarak Dünya'da yapması gereken
görevlerini bitirip gereken bilgileri elde ettikten sonra
bedeninden ayrılır.
İnsanı
ancak vicdanı yargılar. Daralmış bir şuurla dünyada yaşayan
insanın yol göstericisi makul vicdanıdır. Ve o, sadece vicdanına
karşı sorumludur. Çünki Tanrı Kanunları bunu emreder. Yaptıklarından
dolayı hiç bir makam ona hesap soramayacağı gibi yargılamaz
da. Çünki ruh, dünyaya hesap sorulmak için değil, ilah” bir
vazife yapmak için gönderilmiştir ve o, vazife dışında hiç
bir iş yapamaz. Bedenini terk eden ruh, kendi hesabını kendi
vicdanı ile görecektir.
Öte
alemin kendine özgü bir maddesel yapısı vardır. Öte alemin
mekanı ve zamanı kendine göredir. Orası kabadan inceye doğru
değişen titreşimsel bir yapıdadır. Varlıklar orada titreşim
güçlerine uygun olan bir kademede bulunurlar.
Öte
alemde yaşam, dünyadakinden farklıdır. Zira oranın maddesi,
zamanı, titreşimi ve kuralları çok değişiktir. Bedenden ayrılıp
öte aleme geçen varlık önce bir şaşkınlık devresi geçirir.
Hele öte alem hakkında hiç bilgisi yoksa, oraya uyum sağlaması
güç olur. Öte alem önceleri rüya gibidir. Genellikle varlık
öldüğünün farkına varmaz. Zamanla bulanık şuuru yavaş yavaş
açılmaya başlar. Bedenini terk ettiğini anladıktan sonra tüm
hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Yaşamının
muhasebesini yapmaya başlar. Olumlu veya iyi davranışlarından
mutluluk, olumsuz veya kötü davranışlarından mutsuzluk duyar.
TEKAMÜL
Bütün yaratılanlar tekamül eder. Bütün insanlar, bütün cisimler,
bütün olaylar, kısaca bütün yaratılanlar değişir, başkalaşır,
çeşitli hallere girerek gelişir. İnsanlıkta temelde daima
bir ilerleyiş ve gelişme vardır; bu, tekamülün gereğidir.
Yaşama karışıklık değil, bir düzen ve ahenk hakimdir.
Tekamülün
sonu yoktur. Çünki hayat sonsuzdur. O halde varlık ne kadar
gelişirse gelişsin, tekamülünün sonuna varamayacaktır.
Dünya,
sonsuz evrende bulunan tekamül okullarından biridir. Tanrı
nasıl sonsuzsa, Tanrı'nın Bilgisi ve tekamül ortamları da
sonsuzdur. Evrende her yer varlıkla ve hayatla doludur. Her
ortam bir tekamül yeridir ve varlıklar burada yaşayarak bilgi
ve tecrübe edinirler. Dünya okulundan diploma alana kadar
tekrar tekrar doğulur. Tekrardoğuşlar tekamül için konulmuş
bir Tanrı kuralıdır.
Tekamül tek bir ömre sığmaz. Tekamülün sonsuzluğu yanında
sadece dünya bilgi ve tecrübesini göz önüne alsak bile, bir
insan ömrünün bu kadar bilgi ve tecrübeyi elde etmesine zamanı
ve enerjisi yetmez. Böylesine kısa bir süre içinde yapılan
faaliyetler ise beden, toplum ve tabiat tarafından sınırlandırılır.
Bu yüzden tekrardoğuşlarla yeni imkanlar sağlanır, tekamül
hızlandırılır.
İnsanlar
yardımlaşarak tekamül ederler. Evren Kanunları'na göre insanların
tek başlarına gelişmeleri mümkün değildir. İnsanlar ancak
toplum içindeyken paylaşmayı, ortaklaşa iş yapmayı, yardımlaşmayı
ve sevmeyi öğrenebilirler. İnsan ancak maddi-manevi, başkalarına
karşılıksız hizmet etmekle, onları kendi gibi bilmekle gelişir.
Dünya
hayatı canlıların tekamülü içindir. Evren düzeni, mükemmelen
işleyen kanunlarla sağlanır. Bu kanunların dışında hiç bir
varlık, hiç bir harekette bulunamaz. O halde tesadüf olmadığı
gibi saçma ve abes bir iş de yoktur. Bilelim ya da bilmeyelim,
her hareketin bir sebebi ve sonucu vardır. Bu sonucun ise
evren ahengine uygun olmamasına imkan yoktur. Demek ki, insan
ne yaparsa yapsın, tekamül eder; ancak yaptıklarının sonuçlarıyla
karşılaşmaktan kaçınamaz. Seçim insana kalmıştır, çünki o,
hareketlerinden sorumlu bir varlıktır.
Tekamül
adım adım gerçekleşir. Ruh varlığı tekrar tekrar doğuşlarla
maddi evrenlerdeki bilgi ve deneyimini artırarak yavaş yavaş
sonsuz tekamül yolculuğunu sürdürür. Ve varlık öyle bir tekamül
seviyesine ulaşır ki, artık bedende doğmak mecburiyetinden
kurtulur. Tekamülün bir amacı da, ruhların, Tanrısal düzeni,
doğada kendi imkanları oranında yürütebilecek bir düzeye ve
etkinliğe ulaşmalarını sağlamaktır. Bu sebeple ruhlar, madde
kanunlarını öğrenmek ve onları uygulamak zorundadırlar.
TEKRARDOĞUŞ
VARDIR
İnsanlar tekamül etmek için tekrar doğarlar. Ruh bütün evrenlere
dağılmış olan Tanrı Kanunları'nı, insan bedenini kullanarak
araştırır ve öğrenmeye çalışır. Fakat bu bilgi tek bir hayat
içerisinde elde edilemez, çünki bilgi sonsuzdur. Ruhlar, evrenin
her yerinde tekrar tekrar doğarlar. Her tekrardoğuşunda biraz
daha bilgi ve tecrübe kazanarak yükselir. Gerileme yoktur,
yani insan gene insan olarak doğar; ceza olsun diye bitki
ya da hayvan bedeninde doğmaz. Ruh, insan değildir; ruh, bitki
ya da hayvan da değildir. Bunlar tekamül araçlarıdır. Bunun
için ruh, bitki, hayvan ve insan bedenlerini kullanır. Her
tekrardoğuş yeni bir role bürünmektir. Ruh, her seferinde
dünya sahnesinde yeni bir rol oynar ve işi bitince çekilir.
Geçmiş
hayatlarımızı neden hatırlamıyoruz? Çünki unutan bedene ait
hafızadır; ruha ait olan hafızamız hiç bir şeyi unutmaz. Yeni
bir bedenle, yeni bir hayata başlayan ruhun, dünya hayatında
başarılı olması için geçmiş yaşamını unutması gerekir. Geçmiş
yaşamları hatırlamak, şimdiki hayatımızın sebebini bilmek
demektir. Halbuki dünya hayatının gayesi, deneye yanıla çaba
göstermek ve tecrübe kazanmaktır. Bu sebeple geçmiş hayatlarımızı
unutmamız büyük bir kolaylıktır.
Geçmiş
hayatlar kendiliğinden ve deneysel olarak hatırlanabilir.
Gerçek
adalet tekrardoğuşla sağlanır. Çünki evrenin idaresi; bazı
insanlara uzun ömür, zenginlik, sağlık, güzellik ve şans dağıtırken,
bazılarına kısacık bir ömür, fakirlik, hastalık, çirkinlik
ve bahtsızlık vererek keyfi davranan bir tanrının elinde olmadığı
gibi, tesadüflerin elinde de değildir. Evrende her şey Tanrı'nın
koyduğu Kanunlar'la işlemektedir. Tesadüf yoktur. İşte, gerçek
adalet, Sebep-Sonuç Kanunu'na göre sağlanır. Daima bir Tanrısal
Dengelenme vardır. Yukarıdaki maddi değerler, ruhun bilgi
ve tecrübesini artırmaya yarayan vasıtalar olup, hepsi dünyada
kalacak olan göreceli değerlerdir.
İnsan
kaderini kendi oluşturur. Çünki Tanrı, varlıklarını bu kabiliyette
yaratmıştır. Maddesel evrende her şey Sebep-Sonuç Kanunu'na
göre yürür. Bu kanun gereği, ne ekersek onu biçeriz. Yaşadığımız
bütün olaylar, başımıza gelen her şey, daha önceki hayatlarımızda
yaptıklarımızın doğal sonucudur. Bir hayatın sonucu, gelecek
hayatı hazırlar. Bir hayat kendisinden önceki hayatın sonucudur.
Tanrı kimsenin alnına kara yazı yazmadığı gibi, kimseyi kayırmaz;
dili, dini, cinsiyeti, ırkı ve milliyeti ne olursa olsun,
bütün insanlar O'nun nazarında birdir. İnsan, kendi bilgi
ve görgüsüyle sınırlı hür bir iradeye sahiptir; yani seçme
yapabilir. O halde Sebep-Sonuç Kanunu'na göre iyilik de, kötülük
de insandandır ve asla bir adaletsizlik söz konusu değildir.
Ne kadar ıstıraplı olaylar yaşarsak yaşayalım, ne başkalarını
ne de Tanrı'yı suçlama hakkına sahip değiliz. Çünki her şeyin
sorumlusu insanın kendisidir. Seçmenin sorumluluğu insana
aittir.
İnsana
hatalarından dolayı ceza değil, telafi imkanı verilir. Çünki
mükemmel olan Tanrı, mükemmel olan ruhu, maddesel tecrübesizliğinden
dolayı azarlamak ve cezalandırmak için yaratmamıştır. Evrenin
hiç bir köşesinde ruhu yakabilecek bir ateş mevcut değildir.
Dünyada beden vası tasıyla tekamül etmekte olan ruh, dünyanın
şartları gereği ancak deneye yanıla, hata yaparak bilgi edinebilmektedir.
HAYATI
NASIL YAŞAMALIYIZ ?
Hiç bir şeye hırsla bağlanmamalıyız. Çünki yaşarken sahip
olduğumuz her şey geçicidir ve Ruhsal Yöneticiler tarafından
bize emanet olarak verilen tekamül araçlarıdır. Belirli amaçlara
onları kullanarak ulaşırız. Bir gün mutlaka dünyada bırakılacak
olan madd” şeylere duyduğumuz hırs, bencillikten kaynaklanır.
Bencillik ise evrendeki Yardımlaşma Kanunu'na aykırıdır.
Her
işte aklımızı ve vicdanımızı kullanmalıyız. İnsana ışık tutup
yolunu aydınlatacak yegane iki rehber, aklı ve vicdanıdır.
Vicdan ruhun sesidir ve insan madd” olarak zarar görse bile,
bu sese uyduğu sürece tekamül eder. Vicdanın uyarılarına göre
hareket etmek, insanı en büyük yaşam amacı olan Evren Kanunları'nı
öğrenmeye götürür. Vicdan sesini susturmak, örtmek yerine;
anlayış ve şuurlu hareketlerle bu sesi daha çok güçlendirmek
gerekir. Tabiat Kanunları'na uyup uymamanın ölçüsü vicdandır.
İnsanın ahlak öğretmeni kendi içindeki vicdanıdır. Vicdanın
bağımlı olduğu yerlerde gelişme olmaz. Gerçek sevgi, vicdan
sesi güçlenince doğar.
Olaylardan
ders almasını bilmeliyiz. Evrende sebepsiz, manasız ve rastgele
hiç bir olay yoktur. Her olay, Sebep-Sonuç Kanunu çerçevesinde
cereyan eder ve mutlaka insanın yararlanabileceği gizli ya
da aşikar bir bilgi taşır. Bu sebeple olayları çok iyi gözlemek
ve onların dilinden anlamak gerekir. Ruhsal Yöneticiler gelişmemiz
için bize pek çok olay yaşatırlar. İnsan dünyada ancak ıstırap
çekerek gelişiyor, çünki bağlandığı pek çok şey vardır ve
onların elinden alınması insana acı verir. Ama acı da verse,
insan kibirini, gururunu, kıskançlığını, alınganlığını, cimriliğini
ve bencilliğini terk etmek zorundadır. Kendi üzerinde bu çalışmayı
yapmamak, başkalarının zararı pahasına kendi çıkarını düşünmek
ve mutlu olacağını sanmak kendini kandırmaktır. Gerçek mutluluk
insanlara karşılıksız yardım etmek ve onları sevmekle kazanılır.
Kendimizi
tanımalı ve kontrol etmeliyiz. Hayat, kendi rahat ve çıkarımızı
düşünmek, mutluluk hayalleri peşinde koşmakla değil; kendimizi
tanımaya, yani özümüzü bilmeye çalışmakla değerlenir. Kendine
hakim olamayan insan, bedeninin, duygularının esiri olmuş
gibidir.
Daima
olumlu düşünüp, olumlu davranmalıyız. İnsanların ne oldukları
değil, ne yaptıkları ve ne niyetle yaptıkları önemlidir. İnsan
sadece yaptıklarından değil, düşündüklerinden de sorumludur.
O halde insan, her işi Tanrı'nın işi bilerek, elinden gelenin
en iyisini yapmaya çalışmalı ve yaptıklarından dolayı maddi
ya da manevi herhangi bir karşılık beklememelidir.
Başkalarını
da kendimiz gibi bilmeliyiz. Çünki insanın aslı Ruh'tur. Diğer
insanlarla olan farkımız, sadece geçici olan bedenden dolayıdır.
Beden örtüsünün altında bütün insanlar aynıdır. O halde işin
esasını bilenlerin diğer insanlara sevgi, şefkat, merhamet
ve hoşgörüyle davranmaları, onların da gerçeği öğrenmeleri
için yardımcı olmaları gerekir. İnsanların kendilerine göre
yaptıkları toplumsal sınıflandırmalar yanlış ve hayal”dir.
Zira dili, dini, cinsiyeti, ırkı ve ekonomik durumu ne olursa
olsun, insan bedenlerinin arkasında, öz olarak eşit olan ruh
varlıkları vardır. Her insan dünyaya tekamül için inmiş ruh
varlığıdır. Bu sebeple geçireceğimiz deneylerde ve sınavlarda
aynı okulun öğrenci leri, aynı geminin yolcuları olarak birbirimize
yardımcı olmamız gerekir.
Hiç
bir insan yalnız, çaresiz ve yardımsız bırakılmaz. Çünki Ruhsal
Yöneticiler'in Koruyucu Eli daima üzerimizdedir. Gelişmemizi
sağlamak için bize her yolla yardım ederler.
RUHSAL
YÖNETİM
İnsan bedenlerini nasıl Ruhlar yönetiyorsa, Dünya'yı da yöneten
Yüce Ruhlar vardır. Bu Yüce Ruhsal Topluluğa, "Ruhsal
Dünya Yöneticisi" ya da "Ruhsal dare Mekanizması"
denir.
Her
gezegenin bir Ruhsal Yöneticisi vardır.
Ruhsal
Yöneticiler'in hepsi de bir üst yönetime bağlıdır.
Ruhsal
Yöneticiler, Tanrı Kanunları'na bağlı ve onlara uygun olarak
faaliyette bulunurlar.
Çeşitli
Ruhsal Yöneticiler, Tanrı Kanunları'nın izniyle, Dünya üzerindeki
tekamülü yönlendirirler, insanların gelişmesi için gereken
imkanları sağlar ve onları sınavdan geçirirler. Başarılı olmamız
için bize her yolla yardım ederler.
Ruhsal
Yöneticiler'in koruyucu ve gözetici tesirleri sayesinde tekamül
hiç aksamadan yürür. Hayat olaylarını onlar yönlendirirler.
Her şeyin başı ve sonu, Tanrı Kanunları'nı uygulayan Ruhsal
Yöneticiler'in sorumluluğu altındadır.
İnsanlığı
Ruhsal Yöneticiler eğitir. Bu amaçla Dünya'ya peygamberler,
veliler, büyük öğretmenler ve yol göstericiler gibi özel vazifeli
varlıklar göndererek çeşitli dillerde bilgi aktarırlar.
Ruhsal
Dünya Yönetimi, insanın irade ve hürriyetini kullanarak genel
hayat akışı içinde vazifesini hissetmesini, anlamasını ve
uygulamasını sağlar. Böylece bedenli veya bedensiz olsun,
bütün ruhsal varlıklar, yönetim basamaklarında yükselerek
sorumluluk almayı, yönetime katılmayı öğrenirler.
Tanrı,
Ruh, Evren, Tekamül ve Kader konularıyla ilgili daha ayrıntılı
bilgi edinmek için Ruh ve Madde Yayınlarından yararlanabilirsiniz. |