|
VARLIKSAL
İLKELER
5
Ana başlığa ayrılmıştır:
1.
VARLIĞIN
BİR’LİĞİ İLKESİ
2.
VARLIKSAL
EŞİTLİK İLKESİ
3.
SEÇME
ÖZGÜRLÜĞÜ İLKESİ
4.
VARLIKSAL
İRADE UYGUNLUĞU İLKESİ
5.
VARLIK
BİLDİĞİNDEN SORUMLUDUR
SUNUŞ
Düşünen her kişi ve toplumun açıkça görebileceği gibi insanlık
büyük bir değişimin sancı ve sarsıntısı içindedir. Maddi ve
manevi tüm kurumlar yozlaşma alanları halindedirler. Tüm değerler
saflığını yitirmiş durumda ve insan sayısı kadar doğru ve
yanlış var. Herkes farklı dili konuşuyor ve kimse kimseyi
anlamıyor. Çünkü insanlık kuşku duymadan ortaklaşa başvurabileceği
bir BiRLEŞTiRiCi BiLGİYE sahip değil.
insanlık bir yandan özüne (ruhuna) ve insan olarak gerçek
vazifesinin ne olduğuna ait bilgisizlikten doğan anlayışsızlığının
ıstırabını yaşarken, öte yandan herhangi bir manevi otoriteye
şuurlu olarak bağlı olmadan kendi yolunu kendi seçmek, kendi
gerçeklerini yaşamak ve doyuma ulaşmak istiyor.
Bütün insanlık her türlü çalkantı ve sarsıntısıyla yeni bir
çağa geçmenin hazırlığı içindedir. Çağımız insanlığı ruhsal
ve şuursal seviyesi bakımından hızlı bir ilerlemeye tabi tutulmuştur;
ancak bunu belirleyecek temel bilgisi eksiktir ve yaptığı
yorumlar yetmemektedir. İnsanların kendileri ve dış dünya
hakkında sordukları sorulara, her seviyeyi tatmin edecek şekilde
cevap verebilecek yeni bir BiLGi'ye ihtiyaç vardır. Bu nedenle
yeni çağ, ''Birleştirici BiLGi çağı'' olacaktır.
İnsanlığa eskiyle kıyas edilmesi mümkün olamayan yeni BiLGi
lazımdır. İşte, insanın sadece kendisinden ve yakınlarından
değil, herkesten, her şeyden ve Dünyadan da sorumlu olduğunu
idrak etmesini sağlayacak evrensel bir BiLGi'nin, bir Yüce
BiLGi'nin, bu geleceğin her şeyi BiRLEŞTiREN BiLGi'sinin herkes
tarafından bilinir hale geleceği zaman beklenmektedir.
insanlar Evrensel ilkeler'den çok azına sahip oldukları için,
kişisel anlayışIarının yegane hakikat olduğunu zannetmekte
ve bu nedenle bir türlü aralannda anlaşamamaktadırlar. Dünya
barışının kurulmasını engelleyen bu kargaşa, BiRLEŞTiRiCi
BiLGi'nin ortaya çıkışı ile son bulacaktır.
Bu Bilgi:
* Hiçbir sembol kullanmaksızın açık, sade ve kesin bir ifadeyle
Evrensel İlkeler'i açıklamalı; tüm kutsal kitapların doğrularını
ele alarak dinler arasındaki ayrımları ortadan kaldırmalı;
din ve bilimi bir bütün haline getirmeli; insan ilişkilerindeki
inanca ve zanna dayalı engelleri kaldırmalı ve ayrıca insanların
henüz şu ana kadar kavrayamadıklan birçok kapsamlı bilgileri
de içermelidir.
* Yeni
BiLGi dil, din, ırk, cinsiyet, yöre ve ekonomik durum bakımından
hiçbir ayırım gözetmeksizin her insanın anlayış düzeyine hitap
edebilmelidir.
Yukarıdaki hususları içeren böyle bir Yüce BiLGi insanlığı
aydınlatarak, ona yol gösterme zamanının geldiğine inanıyoruz.
Her ülke gibi Türkiye de insanlığın şuurlanmasına ve uyanmasına
asırlarca hizmet etmiştir. Anadolu insanı binlerce yıldır
bu misyonunu yerine getirmek maksadıyla çeşitli şekillerde
yetiştirilmiş, yönlendirilmiş ve bugünlere hazırlanmıştır.
Yüce BILGi bu ülkeden doğacak (yayılacak) ve bu Ülke tarafından
tüm insanlığa duyurulacaktır.
Dünya insanlığını üstün bir tekamül sıçrayışına doğru yönlendirecek,
mevcut bütün anlayışları, zaman içinde Tek Gerçeklik haline
getirecek ve böylece tüm insanlığı aydınlatarak ona rehber
olacak Yüce BiLGi'nin insanlığa sunulma zamanı hızla yaklaşmıştır.
Yeni BiLGi'ye kavuştuktan sonra birlik, beraberlik ve eşitlik
ruhunu sevgi, yardım ve dayanışma ile pekiştiren insanlık,
içinde bulunduğu derin çıkmaz ve bozgundan kendi kendini kurtarabilecektir.
Artık her insan kendini sever gibi her insanı sevmek, komşusu
ile geçinir gibi her insanla iyi geçinmek idrakine varacaktır.
Bu Vazife duygusu ve anlayışıyladır ki, Dünyaya Ruhsal ve
Moral Yasalar hakim olacaktır.
Elinizdeki bu kitapçık, Dernek çalışmalarımızın küçük bir
ürünüdür. Amacımız daima dengeli ve doğru olanı aramak, özgürlük,
sevgi ve ahenk dolu bir dünyanın yapılanmasına katkıda bulunmaktır.
Kitapçıkta özetlenen beş ilke'nin (Varlığın Birliği ilkesi,
Varlıksal Eşitlik ilkesi, Seçme Özgürlüğü ilkesi, Varlıksal
İradelerin Çelişmezliği İlkesi ve Varlığın Bildiğinden Sorumlu
Olduğu ilkesi) sizlerde yeni ilhamlar uyandıracağına ve bizi
daha iyi tanımanıza yardımcı olacağına inanıyoruz.
Saygılarımızla.
Ergün ARIKDAL, Başkan Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar
Demeği

1.VARLIĞIN
BİR’LİĞİ İLKESİ
Varlık,
sonsuz olan Yaradan'ın tezahürü ya da yansımasıdır ."Varlığın
Bir'liği" ‘’ İlkesini " anlamaya çalışırken önce,
Yaradan kavramını ele almak gerekecektir.
Yaradan'ın
Bir'liği
Yaradan mutlak ve sonsuzdur. Bundan dolayı beşeri ve göreceli
olan isim ve sıfatlar O'nu tanımlayamaz. Hiçbir şeyle kıyaslanamayan
ve sadece Kendisine benzeyen Yaradan, hiçbir şeyden etkilenmez
ve değişmez.
Varlık'ta Yaradan'a ait hiçbir zerre yoktur. Bu cevher farklılığı
sebebiyle O'na ulaşılamaz. Bununla beraber Yaradan, Varlığı'yla,
kanunu vasıtasıyla irtibattadır (Zat'ı bakımından değil).
Sonsuz boyutlann, mekanın ve zamanın sahibi olan Yaradan,
Varlık tarafından anlaşılamaz. Yaradan'ı Zat'ı bakımından
değil, sadece tezahürlerini gözlemekle anlamaya çalışabiliriz.
Var olan her şey O'nu sembolize eder.
" Kainatın düzeni Yaradılış Kanunlarıyla sağlanır. Varlık
sonsuzluk içinde bu Kanunlan öğrendikçe Yaradan hakkında bazı
sezgilere varabilir. Esasen Yaradan kavramı veya Yaradılış
Kanunları, o Kutsal Tohum, farkında olsun ya da olmasın her
varlığa dağılmış ve onlann yapılarına nüfuz etmiştir. Merkezi
her yerde, İc dış yüzeyi hiçbir yerde olan küre sembolizmi
de aynı şeyi ifade eder.
Mutlak hareketsizlik ve denge halinde olan Yaradan BiR'dir
, TEK'tir ve AYNI'dır.
Var
Etme Eylemi
Hiçbir varlığın asla anlayamayacağı bu eylem, ancak Yaradan'a
ait bir Bilgi'nin sonucudur .
Yaradan'ın tek bir eylemi vardır; o da Varlık meydana getirmektir.
Tek olan
Yaradan'dan yansıyan yegane şey Varlık'tır. Yaradan ve Yansıması
aynı şey değildir. Bu yansıma dalga dalga varlık sistemleri
halinde, çokluk olarak tezahür eder.
Yaradan'a ait olan bu Fiil, yoktan var etmektir. Var olan,
yokluğu idrak edemez; yokluk, varlık için "Hiçlik Sistemi"dir
.
Varlığın esası form (şekil) değil, özdür. Başka bir ifadeyle
Yaradan tarafından var edilen form değil, özdür .
Var etme, zaman ve mekan dışı küresel bir eylemdir (çünkü
zaman ve mekan da varlıktır). Yani bu eylem, sonsuzluğu kapsayan
tek, bütünsel (külli) ve ani bir Oluş darbesidir .
Yaradan tarafından meydana getirilen Varlık, bünyesinde "Varlıksal
İlkeIeri ya da "Tanrılık Bilgi"yi taşıyacak şekilde
var edilmiştir.
Varlığın
Bir'liği
BiR olan Yaradan'ın var ettiği de Bir'dir. Varlığın Bir ve
Aynı oluşu Yaradan'ın BiR'liğinden dolayıdır. BiR olandan
ancak Bir olan sadır olur.
Yaradan'ın Kanunu değişmez olduğundan farklı statüde varoluşlar
düşünüIemez. Oluş, tek BiR Kaynağın, yani Yaradan'a ait tek
bir Kanun'un eseridir. Bu sebeple Yaradan için Varlık Bir'dir.
Tezahürden önceki küresel varoluşta tekamül ve hiyerarşi söz
konusu değildir. Zaman, mekan ve hareket yoktur. Sadece Bir
olan Varlık mevcuttur.
Kainatlar ve o kainatlarda tekamül eden sonsuz çeşitlilikteki
varlıklar ayrı ayrı yaratılmamıştır. Farklı olarak gördüğümüz
sayısız varlık sistemleri, tek Bir Varlığın çeşitli boyutlardaki
tezahüründen ibarettir.
Küresel bir bütünlük halinde olan varlıkların tümü, her biri
ayrı varlık çeşidini yansıtan sonsuz yüzeyli tek bir elmas
gibidir. Bu bütünlük "Kozmik Yumurta şeklinde sembolize
edilmiştir. Varlığın Birliği ve Bütünlüğü, başsız ve sonsuz
olmaktır. Her varlık hem baştır , hem sondur.
Varlığın
BiR'liği, görünmeyen bir BiR'liktir. Bu Bir'lik öz ya da varoluş
bakımındandır. Yani farklı farklı gördüğümüz tüm varlıklar,
yapılarında aynı mayayı taşırlar.
Varlığın BiR'liği, yaratılışın sonsuzluğunu ve küreselliğini
ifade eder.
Yaradan karşısında varlıklar değil, Varlık vardır. Bu Varlık
Bir, Tek ve Aynı'dır. ,
"Varlığın Bir'liği" ilkesi'ne bağlı olarak bütün
varlıklar eşittir ve seçme özgürIüğüne sahiptir; ancak varlıksal
iradeler birbirini çelmez.
Yaratılış
ve Tezahür
Yaradan'ın tezahürü Varlık'tır. Tezahür eden Yaradan'ın Kendisi
değil, O’nun Bilgisi ya da Kanunu'dur. Kainat bütünüyle Yaradan'ın
Tezahürü
ya da yansımasıdır.
Tezahür, mutlak sonsuz olan Yaradan'ın kendisini sınırlı olanla
ifade etmesi demektir. Yaradan tarafından bakıldığında sonsuzluğun
sonlu hale gelmesi söz konusudur. Ancak bu tezahür, varlık
açısından gene de sonsuzdur. Bu bakımdan ele alındığında,
varlık, çokluk demektir.
Yaradan'ın oluş (var etmek, varlık meydana getirmek) Eylemi
yaratılış değildir.
Yaratılış; zamana ve mekana bağlı maddi sistemler içinde,
Varlığın forma (şekle) bağlı olarak tezahür etmesidir.
Saf maddenin kendisinde herhangi bir form, herhangi bir ide
yoktur .Maddeye şekil veren varlıktır. Şekilsiz (amorf) olan
madde, varlık tarafından şekillendirildikten sonra bildiğimiz
evren meydana gelmiştir.
Yaratılış ya da imalat (prodüksiyon), yani mevcut olanı şekillendirme
Yaradan'a değil, Varlığa aittir, Varlık Yaradan'ın var ettiğine
şekil vererek yaratma fiilini gerçekleştirmiştir.
Görülüyor ki, Yaradan'ın Kanunu'nu uygulayan ve en büyük varlıksal
ilkelerden olan "Seçme Özgürlüğü’’ İlkesine bağlı olarak
Yaratılış Fonksiyonu'nu yerine getirmeyi seçen "Tanrılar"
ya da ‘’İlahlar’’ vardır.
Küresel Varlık aleminde yaratılış süreklidir, yani bu faaliyetin
başı ve sonu yoktur. Bu Varlık bütünlüğünü hissedebiliriz.
ama asla anlayamayız.
Yaratılanların
Birliği
Yaratılanlar, yani yine Varlığın sebep Olduğu ve de sonsuz
boyut, mekan ve zamana dağılarak çokluk halinde tezahür eden
varlıklar (mevcudat), aynı özü taşıdıklarından ve aynı Yaratılış
Kanunu'na tabi olduklarından Bir ve Tek'tirler.
Birlik'ten
Çokluğa
Yaradan tarafından meydana getirilen Varlık'ta, o tüm varoluşun
bilgisi saklıdır. Bir Merkez'den itibaren, içten dışa genişleyen
küreler tarzındaki varlık sistemleri sonsuzluğa uzanır.
Bu yaratılış küresindeki varlık sistemleri birbirinin tezahür
sebebidir. Bir tezahür, kendinden önceki bjr tezahürün sebebidir.
Bir önceki bir sonrakini türetir. Yani varlık, varlığı yaratır.
"Yaratılan, Rabbine benzer" ifadesi bu anlama gelir.
Yani varIık için Aslı'na uygunluk söz konusudur. Ancak tüm
varlıkların mayası Yaradan'dan dolayı Bir'dir. Bu sebeple
yaratılmış olanlar Bir'dir.
Güneş ışığının bir prizmadan geçerek yedi renge ayrılması
gibi Bir olan VarIık, çeşitli boyutlarda, o boyuta has zaman
ve mekan şartlarında farklı form ve yapıda tezahür etmiş ve
böylece zahiri bir Çokluğa dönüşmüştür. Bununla beraber özde
Birlik olduğu için, "Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki
yukarıdakine benzer." denmiştir.
Çokluktan
Birliğe
Yaratılış Yaradan'dan itibaren açılmaya başlar. Merkez'de
ve her şeyin başında O vardır; her şey O'na doğrudur.
Tekamül, zaman ve mekan içerisinde bulunan bir değişme olup
Merkez'e yaklaşmanın bir ölçüsüdür. Ancak bu asla ulaşılamayacak
bir Merkez'dir.
Varlık, yaratılış küresinin Merkezi'ne yaklaştıkça ayrıntılar
ortadan kalkar. Tabi olunan kanun sayısı azalır, ama bu kanunların
kapsamı genişler. Her şey , Bir'leşir ve ayniyet kazanır.
Bu nokta Birlik (Teklik, Vahdet) Şuuru'nun Merkezi'dir. Hakiki
Birlik oradadır.
O Merkez'den sonsuzluğa yayılan Şuur alanı içerisine giren
varlıklar, Birlik fikrine, yani Merkez'e doğru çekilirler.
Orada 'sen-ben' yok, ''biz'' vardır. Varlıkların Tekamül seyri,
sonsuza dek o Birlik Merkezi'ne doğrudur.
Varlığın
Bir'liği İlkesi''nin Etik Sonuçlan
'Varlığın Bir'liği ilkesi''nin fizik plandaki tezahürü olarak,
bedenli halimizle, kozmik bir bedenin hücreleri gibi birbirimize
bağlı durumdayız. Mekanda işgal ettiğimiz konuma bakarak bedenler
arasında gördüğümüz boşluklar bizi yanıltmaktadır. Bu yanılgının
sonucu olarak kendimizi başkalarından ayrı gibi, bireysellik
varmış gibi düşünerek 'sen-ben' davası güderiz. Oysa insanlık
Tek Bir Şeydir. Bütünsel bir akıl (Zeka ya da Şuur) fizik
kainatta ancak böyle görünmektedir.
İnsan varlığının bireysel tekamülü,tüm insanlığın kolektif
tekamülüne bağlıdır.Bu sebeple insan, toplum içinde ‘’Yardımlaşma
ve Dayanışma Kanunu’nu’’ bilerek uygulamalıdır.Görülüyor ki,
her koyun kendi bacağından asılmamaktadır’’.
Tekamül seyri Birlik fikrine, yani Birlik Şuur Alanı'nın Merkezi'ne
doğrudur. Ne yaparsak yapalım, O Merkez'e doğru hareket ederiz.
Aslında hepimiz Bir'iz. Bu nedenle 'Birimiz hepimiz, hepimiz
birimiz için' ifadesi kullanılmıştır.

2.
VARLIKSAL EŞİTLİK İLKESİ
Tüm varlıklar
varoluşları bakımından Yaradan karşısında mutlak olarak eşittirler.
Varlıksal Eşitlik ilkesi, Varlığın Bir'liği ilkesi'nin doğal
bir sonucudur. Bir olan Varlık, farklı ve eşit olmayan formlar
içinde olmakla beraber, aynı parlaklıkta tezahür etmiştir.
Varlığın Bir'liği İlkesi'nden Varlıksal Eşitlik İlkesi'ne
Varlıklar ayrı ayrı değil, tek bir Kanun'a bağlı olarak ve
aynı Varlıksal ilkeleri bünyelerinde taşıyabilecek şekilde
yaratılmışlardır. Bu sebeple Bir olan Varlık, Tanrı karşısında
olduğu gibi birbirleri karşısında da eşittir. Bir olan Varlığın
Tezahür aleminde çokluk arz etmesi, varlıkların Seçme Özgürlüğü
ilkesi'ne göre hareket etmelerinden kaynaklanır. Varlıklar
sonsuz maddi sistemlerde görünürken kendi iradelerine göre
bir vazife alırlar. Özde Bir ve Eşit olan varlıklar, özgür
iradeleriyle kozmik bir planın belli bölümlerini işgal ederek
hizmet ve vazifelerini yürütürler.
Eşitlik
Varoluştadır; Cisimde ve Şekilde Değil
Varlıksal Eşitlik ilkesi görünen değil, görünmeyen bir temele
dayanır. Bu, cismani ve şekilsel değil, varoluştaki eşitliktir.
Yani varlıklar ayrı ayrı değil, tek bir yaradılış darbesiyle
(OL! ya da FiAT!) meydana gelmiştir. Tüm varlıklar tek bir
Merkez'in Kanunları'na bağlı olarak tezahür etmiştir. Varlıkların
en derin ve temel ortaklığı, 'oluş'larıdır. Varoluş bakımından
bütün varlıklar eşittir.
Bu eşitlik, varlıkların öz ya da maya birliğinden kaynaklanır.
Varlıklar cisim ve şekilleri bakımından farklı ve çeşitli
olsa da, Yaradılış Birliği ve Kanunları bakımından evrensel
bir eşitliğe sahiptirler. Bu öyle bir eşitliktir ki, görünümle,
yani çeşitli zaman, mekan ve boyutlarda tezahür eden maddesel
formlarla zedelenmez.
Varlıksal Eşitlik ilkesi'ni taşıdığından dolayı tüm varlıklar,
Yaradan karşısın da olduğu gibi birbirleri karşısında da eşittirler.
Bu ilke'nin sonucu olarak bir boyutta atom olan varlık, başka
bir boyutta galaksidir veya bir boyutta insan olan varlık,başka
bir boyutta bir ilahtır.
Eşitlik varoluştadır; cisimde ve şekilde, yani tezahürde değil.
Görünüşteki
Eşitsizlik Aldatıcıdır
Eşitlik ilkesi'ni mayalarında taşıyan varlıkların, tezahürat
aleminde maddesel formlar halinde çeşitlilik, farklılık ve
çokluk, yani eşitsizlik sergilemeleri, gene özlerinde taşıdıkları
Seçme Özgürlüğü ilkesi'nden kaynaklanır.
Görünmeyen görünenin içinden geçerek tezahür ettiği zaman,
özdeki bu Birlik, her varlıkta kendi seçimine bağlı olarak
çeşitli şekillere bürünür. Madde aleminde gördüğümüz eşitsizlik
ve çeşitlilikler, ışığın prizmadan geçip yedi renge ayrılması
gibidir. Prizma ortadan kalkınca yedi renk kaybolur, ortada
sadece ışık kaIır.
Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne bağlı olarak varlık, yolunu kendisi
seçer ve içinde bulunduğu hali kendisi hazırlar. Bize eşitsizlik
varmış gibi gelse de, varlık kozmik vazifesini, ancak o hal
içerisinde en mükemmel şekilde yerine getirebilir. O kadar
ki, görünen eşitsizliği teorik olarak eşitliğe çevirmek mümkün
olsa, kainatın düzeni bozulurdu.
O halde görünen eşitsizlikler varlığın seçimine bağlı olduğundan
doğaldır. Ayrıca tüm eşitsizlikler rölatif olup geçicidir.
Oysa Varıksal Eşitlik ilkesi varoluştaki eşitlik olup ebedidir
ve hiç bozulmaz.
Tekamül ya da gelişim, varlıklar arasında eşitliğin bozulması
ya da bozulan bir eşitliğin dengelenmesi anlamına gelmez.
Tekamül, varlığın Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne bağlı olarak kendi
üslübuna göre ilerlediği kozmik bir hizmet sürecidir. Varlıklar
tekamül farklılıklarından dolayı farklı sorumluluklar taşırlar.
Buna bağlı olarak sonsuz boyutlar içinde, sonsuz bir şekilde
eşitsizlikler, kademeleşmeler ve hiyerarşiler görülür.
Varlıklar
farklılık, çeşitlilik ve eşitsizlik halinde bir Bütünlük oluştururlar
.Hiçbir varlık diğerinden bağımsız değildir .Her şey her şeyin
içindedir. Birindeki değişiklik hepsini etkiler .Her varlık,
işlemekte olan kozmik mekanizmanın eşit derecede değerli ve
vazgeçilmez birer unsurunu teşkil eder. Varlıklar bir ağacın
kökü, gövdesi, dallan, yapraklan, çiçekleri ve meyveleri gibidir;
ağaç ancak bu bütünlük içerisinde hayatiyetini ve fonksiyonunu
sürdürebilir .Her varlık, kainat düzeni içerisinde üzerine
aldığı vazifeyi eşit olmayan formlar altında gönüllü olarak
yerine getirir .
Varlık tekamül seyri içinde Merkez'e yaklaştıkça maddesel
sistemin çokluğu, çeşitliliği ve farklılığı kaybolmaya başlar
.Varlık aynntılardan kurtulur .Her şey birleşir ve ayniyet
kazanır .Yani özde mevcut olan Varlıksal Eşitlik ilkesi daha
çok
tezahür eder.
Yaradan
Karşısında Varlıkların Durumu
Varlığın Birliği ilkesi'ne göre Yaradan için Varlık Bir'dir
.Yani O'nun nezninde varlıklar değil, tek Bir Varlık mevcuttur.
Bir olanYaradan'ın Bir yansıması vardır; o da Varlık'tır .Tezahür
öncesi tek ve Bir olan Varlığın, tezahür ettikten sonra çokluğa
bürünmesi Varlığın Birliği ilkesi'ne halel getirmez. Çünkü
tezahür eden Varlığın durumu, sonsuz yüzeyi bir elmasın durumu
gibidir .O yüzeylerin her biri nasıl tek olan elmasın bir
görünümü ise, sayısız varlık sistemleri de Bir Olan'ın sonsuz
derecede farklı zaman, mekan ve boyutlardaki görünümünden
ibaret bir Bütünlük'tür .Varoluşlanyla beraber tüm varlıklara
nüfuz etmiş olan Nur (öz, maya ya da Tanrılık Bilgi), her
varlıkta aynı derecede yayınlanmaktadır. Yaradan açısından
bakıldığında çokluk, çeşitlilik ya da ayrılık değil; Birlik
ve Eşitlik görülür .Başka bir deyişle tüm varlıklar aynı Ruhsal
ve Maddesel Yasalar'a tabidirler .O yasalar insandan insana
değişmez. Ateş, ayrım gözetmeksizin herkesin elini yakar.
O halde sonsuz çeşitlilik gösteren tüm varlıklar Yaradan karşısında
eşittir: Bu, bir kürenin yüzeyindeki bütün noktaların Merkez'e
eşit uzaklıkta olmasına benzer. Dolayısıyla Yaradan'a göre
hiçbir varlığın diğerine nazaran üstünlüğü ya da seçilmişliği
söz konusu değildir .Bu gerçeğin aksini savunan her türlü
öğreti geçersizdir .çünkü Varlıksal Eşitlik ilkesi'nden yoksun
olduklan için çelişki ve adaletsizliklerle doludurlar .
Eşitlik
İlkesi'nin Etik Sonuçları
Bu ilke'ye göre bilgisi ve inancı ne olursa olsun, bütün varlıklar
Yaradan karşısında eşittir .O'na nazaran hiç kimse daha ileride
ya da daha geride değildir . Kimse kimseye üstün kılınmamıştır;
efendi köle ayrımı yoktur .Bu ilke gereği kimseye iltimas
geçilmez ve kimse haksızlığa uğramaz. Tanrı Yasaları, hükmünü
her varlık üzerinde eşit şekilde icra eder.
İyi ya da kötü diye nitelendirdiğimiz düşünce ve davranışlar
bu eşitliği bozamaz. Herhangi bir insanın erdemli tutumu onu
Tanrı nazarında daha seçkin bir hale getirmediği gibi, işlediği
fiillerin kötülüğünden dolayı kimse Tanrı'nın gözünden düşmez.
Tanrı nezninde bütün varlıklar mutlak olarak eşittirler.
Varlıksal Eşitlik ilkesi gereği Tanrı, insanı ne ödüllendirir,
ne de cezalandırır. Aksi bir uygulama çelişki olurdu. Dolayısıyla
başımıza gelen olaylar Sebep-Sonuç Yasası gereği, daha önceki
fiillerimizin sonucudur. Yani insan kaderini kendisi belirler.
Görülüyor ki, fiillerimizden dolayı Tanrı'ya değil. kendi
varlığımıza karşı sorumluyuz. Çünkü ruh bu yetkiyle yaratılmıştır.
Q haıde Tanrı'dan korkmak yerine, anlayışımız ölçüsünde O'nu
sevmek ve saygı duymak gerekir.
Tanrı nezninde eşit olan varlıklar, doğal olarak birbirlerine
göre de eşittirler. Ne var ki, bencilliği ve kibri nedeniyle
insan bu gerçeği görememekte ve yeryüzünde bunun tersini uygulamaktadır.
Bu ilke gereği bütün insanlar ruh kardeşidir.
Yeryüzünde yarattığımız sınıflar ve kastlar Varlıksal Eşitik
ilkesi'ne aykırıdır. insanları iyi-kötü, inanan-inanmayan,
zengin-fakir, güzel-çirkin diye ayırarak bir kısmını baş tacı
ederken, diğerlerini hakir görmek bir yanılgıdan ibarettir.
Karşı cephe yoktur; herkes aynı taraftandır. Yukarıda ya da
aşağıda olan yoktur; tüm varlıklar aynı seviyede olup herkes
vazifesini yapmaktadır. Her varlık tek bir koz- mik tablonun
kendi seçtiği bölümünü işlemektedir.
Kim ne yaparsa yapsın ya da ne olursa olsun, kendi tekamül
küresinin merkezine doğru ilerlemekte ve merkeze yaklaştıkça
tezahür aleminin zahiri eşitsizliği giderek kaybolmakta ve
Birlik Ruhu hakim olmaktadır. Varlıksal Eşitlik; cismani eşitlik,
fırsat eşitliği ya da anlayış gelişimi eşitliği değildir.
Bunlar aynı ilke'nin tezahür alemindeki basit görünümleridir.
Varlığın görevi, madde aleminin her türlü yanıltıcılığına
rağmen bu eşitsizliği fark ederek Varlıksal Eşitlik ilkesi'ni
yaşamak ve yaşatmaktır. Gerçek sevgi ancak bu anlayışa ulaştıktan
sonra doğar ve insanlar hiçbir adaletsizlik yapmadan, herkesi
eşit görerek "Yardımlaşma ve Dayanışma" içinde şuurlu
yaşarlar. Şuurlu bir insan, Ruhsal ve Maddesel Kanunları eşit
şekilde kullanarak dengeli bir hayat sürdürür.
Hiçbir varlık ne yaparsa yapsın bu eşitliği bozamayacağına
göre, ayrıca da varlık dışı bir sistem tarafından yargılanmayacağına
göre, bütün sorumluluk tümüyle varlığın kendisine ait olacaktır.
Bu durumda bize düşen, insan kardeşlerimizle, karşılık beklemeksizin
evrensel bir "Yardımlaşma ve Dayanışma" içinde olmaktır.
Bir olan Varlığın çeşitli şekillerde tezahür etmesiyle geçici
ve yanıltıcı bir eşitsizlik doğmuştur. Ancak her varlık farklı
görünürse de özde Bir'dir. Yeryüzünde yarattığımız "ben-sen"
ayrımı kesin bir yanılgıdan ibarettir. Varlık, maddeden sıyrıldığı
zaman egoistik kökenli 'ben ve sen' ayrımının olmadığını anlar.
Ne var ki, maharet, bu gerçeği bedenli haldeyken anlamaktır.
Bedenli yaşamımızda dış realiteyi çokluk, çeşitlilik ve eşitsizlik
olarak algılayışımızın sebebi, sınırlı duyularımız ve şuurumuzdur.
Bundan dolayı Varlığın Birliği ve Varlıksal Eşitlik gibi Temel
Ruhsal ilkeler'i kavramak için duyuların ve şuurun aşkınlaşıp,
küreselleşmesi gerekir ki, bu da özel bir Bilgi'yle olur.

3.
SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ İLKESİ
Tezahür
alemindeki çokluğun ve çeşitliliğin sebebi olan Seçme Özgürlü
kainattaki tüm varlıkların özünde mevcut olan temel ilkelerden
biridir .Bu ilkeyi her varlığın özünde mevcut olan Varlıksal
Eşitlik ilkesi'nin doğal bir sonucudur.
Seçme
Özgürlüğü Varlıksal Eşitlik İlkesi'nden Kaynaklanır
BiR olan Yaradan tek bir eylemle Varlığın özünü var etmiştir.
Bu eylem, formlara bürünerek tezahür edecek olan Varlığın
yapısını Tanrısal ilkeler'le donatmıştır. Aynı varlıklar bir
seferde yaratıldıkları için özde BiR'dirler ve özlerinde aynı
Varlıksal İlkeler'i taşıdıkları için de Tanrı karşısında ve
bunun doğal sonucu olarak birbirleri karşısında da kayıtsız
şartsız eşittiler. İşte, bu Eşitlik İlkesi'dir ki varlıklara
sınırsız bir Seçme Özgürlüğü sağlar.
Her
Varlık Sınırsız Ölçüde Seçme Özgürlüğüne Sahiptir
Yaradan Sonsuzdur; Yaradan'ın yarattığı da sonsuzdur. Sonsuz
Olan'dan sonlu bir varlığın sadır olması abestir. İşte, aynı
mantığa göre Varlık, sınırsız bir seçme özgürlüğüne sahiptir.
Buradaki özgürlük zıddı olmayan bir kavramdır. Yani karşıtı
tutsaklık olan bir özgürlükten söz edilmemektedir. Bu, tezahür
öncesi mevcut oIan ve dolayısıyla zıddı olmayan ve de zaman
ve mekanına sınırlı olmayan bir özgürlüktür. Başka bir ifadeyle
bu, Varlığın tezahür etme özgürlüğüdür.
Varlık kendi iradesiyle dilediği yönü seçip, ilerler ve karşısına
çıkan şartlara uyum sağlar. Varlık bu seçimiyle herhangi bir
şey kazanmayacağı gibi, herhangi bir şey de kaybetmez.
Varlığın özgür seçimi, mevcut olan imkanlardan birini kullanması
ve geri kaIan imkanların da diğer varlıklara kalması şeklinde
değildir. Varlığın dışında imkan diye bir şey yoktur; seçtiği
anda o şey varlık için imkan olmaktadır.
Bu durumda her varlık eşit şekilde, sonsuz derecede seçme
hakkına sahiptir; kaldı ki, varlığın dışında sonsuz sayıda
imkan olsa bile, seçilen herhangi bir imkan, o imkanların
sonsuzluğunu eksiltmez ve geri kalan varlıklara da sonsuz
derecede seçme imkanı kalır.
Tezahür
Alemindeki Farklılığın Sebebi: Seçme Özgürlüğü
Taşıdıkları öz bakımından eşit olan varlıkların tezahür aleminde
farklı görünümleri, varlık dışı bir sistemin keyfi iradesinden
değil, varlığın bizzat kendi iradesinden kaynaklanır.
Varlığın sınırsız seçme özgürlüğünün sonucu olarak, tezahür
aleminde çeşitli hiyerarşiler doğar. Özde bir ve aynı olan
varlıkların kendi iradelerine bağlı zahiri kademeleşmeleri
Varlıksal Eşitlik ilkesi'ni ihlal etmez. Aynı varlık Seçme
Özgürlüğü ilkesi'ni kullanarak bir atomu yönetebileceği gibi,
bir Güneş Sistemi'ni de yönetebilir.
Tezahür alemindeki basamaklaşma ve eşitsizlik, varlığın yaratılışıyla
beraber özünde taşıdığı Seçme Ozgürlüğü'nün sınırsızlığını
gösterir.
Öz
Bakımından Eşit Olan Seçimleri Neden Aynı Değil de Farklı
Sonuçlar Veriyor?
Lineer bir düşünce sistemi içerisinde, yani belirli sebeplerin
belirli sonuçları meydana getirdiği deterministik bir yaklaşımla
şu soru sorulabilir:"Bütün varlıklar yaratılış itibarıyla
eşitse, varlıkların seçimlerinin de aynı sonuçları vermesi
gerekmez mi? Hiyerarşinin sebebi nedir?" .
Bu sorunun cevabı, sonsuz boyutları ihtiva eden küresel mahiyetteki
zaman ve mekan şartlarında yatmaktadır. Tüm varlıkların, yaratılış
küresinin merkezinden itibaren, aynı anda ve aynı haklara
sahip olarak, tezahür alemini oluşturmak üzere civara dağıldıklarını
farz edelim. Varlıklar 360 derece içerisinde nereden başlarsa
başlasınlar, seçtikleri kozmik yönde ilerlerler ve mutlak
olarak eşit olmalarına rağmen, farklı şekilde tezahür ederek,
farklı sonuçlar elde ederler. işte bunun sebebi, varlıkların
farklı zaman ve mekan yoğunluklarıyla karşılaşmış olmalarıdır.
Zaman ve mekan birer varlıktır, yani onlar da yaratılmıştır.
Zaman ve mekan da diğer varlıklar gibi Tanrı karşısında eşittir
ve seçme özgürlüğüne sahiptir. Yani onlar da kozmik yaratılış
küresinin merkezinden itibaren aynı haklara civara yayılmaya
başlamışlardır. Zaman ve mekan, yaratılış küresinin içinde
seçme özgürlükIerine bağlı olarak farklı yoğunluklarda tezahür
etmişlerdir. " işte varlıklar, seçme özgürlüklerini kullanarak
ilerledikleri kozmik yönde, az yoğun (seyreltik, süptil) ya
da çok yoğun (kesif) zaman ve Varlık, az yoğun olan zaman
ve mekan şartlarında hızla ilerlerken, çok yoğun zaman ve
mekan şartlarında yavaşlar .Bunun sonucu olarak da, özde eşit
ve aynı derecede özgür olan varlıklar , farklı sonuçlar alırlar
ve farklı haller içerisinde, farklı görünürler . O halde tezahür
alemindeki farklılıklar ve eşitsizlikler , tezahür sürecinin
kendisinden kaynaklanan bir sonuçtur .
Her
Varlık Seçtiği Yönde. Payına Düşen Vazifeyi Yapar
Varlıkların
sınırsız bir özgürlük içinde seçtikleri kozmik yönde ilerlemeleri,
Bütün'ün dışında, bağımsız, yani keyfi ve amaçsız değildir.
Tam tersine varlık, tezahür aleminde fark formlara bürünerek
bütünsel bir düzen içinde tezahürün sürekliliğine katılımdan
ibaret olan Kozmik bir Hizmet ve Vazife'yi yerine getirir
.SeçiIen hiçbir yön, Vazife kapsamının dışında olamaz. Varlık
hangi yönü seçerse seçsin, Vazifesi'ni yapar.
Kainattaki
Uyum ve Dengenin Sebebi Seçme özgürlüğü İlkesi'dir
Varlığın Birliği ve Varlıksal Eşitlik ilkeleri göz önüne alınmadığı
takdirde, Seçme özgürlüğü ilkesi'ne göre hareket eden varlıkların
keyfi seçimlerinin zıtlıkIara, karmaşaya ve dengesizliklere
sebep olacağı buradan ise uyum ve düzen bir yana, kainatın
daha doğmadan kaosa sürüklenip, yok olacağı akla gelebilir.
Oysa daha önce de belirtildiği gibi, tüm varlık\ar yaratılışları
bakımından ay- nı özü taşırlar ve özlerinde aynı Varlıksal
ilkeler saklıdır .Başka birdeyişle, aynı uyum ve düzen her
varlığın özünde ayrı ayrı kayıtlıdır Holografik bir sistemle
işle yen kainatta bir varlığın bildiğini, geri kalan bütün
varlıklar da bilir; ama bu biliş, varlığın seçme özgürlüğüne
asla halel getirmez. Varlıklar , Bütün'ün uyum ve dengesini
bozmayacak iradelere sahiptirler ve birbirlerini çelmeyecek
şekilde özgürce seçim yapabilecek yetkinliktedirler.
Seçme
Özgürlüğü İlkesi'nin Etik Sonuçları
Bütün insanlar; özlerinde taşıdıkları Seçme özgürlüğü ilkesi'nin
sonucu olarak yeryüzünde tezahürün sürekliliğine katılma Hizmet
ve Vazifelerini yerine getirmektedirler. Her varlık seçtiği
kozmik yönde ilerlerken farklı zaman ve mekan yoğunluklarını
aşıp geldiği için, tekamül seviyeleri ve içinde bulunduğu
şartlar bakımından farklıdır , Ama hepsinin özünde taşıdığı
Nur (Varlıksal ilkeler ,Tanrılık Bilgi) daima aynı parlaklıkta
ışımayı sürdürür. Bu nedenle görünürdeki eşitsizliğe bakarak
kimseye ululuk payesi verilemeyeceği gibi, kimse de hor görülemez
çünkü varlık, kozmik tekamül (Hizmet ve Vazife süreci) sahnesinde
kral rolünü de, dilenci rolünü de aynı başarıyla oynayabilecek
kudrettedir . Görülüyorki herhangi bir insanın toplum içinde
yer aldığı sınıf ya da kazandığı rütbe ile o insanın gerçek
varlığı arasında hiçbir bağıntı yoktur. Bir insana beşeri
ölçülere dayanarak verilen değer, o insanın, o zaman ve mekan
içerisine yüklendiği hizmet ve vazifenin seviyesini göstermez.
İnsan Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne bağlı olarak ilerlediği yönde
sadece kendisine karşı sorumludur. Seçtiklerinden dolayı kimse
ona hesap sormaz. Çünkü varlık, fiillerinin sorumluluğunu
taşıyabilecek kudrettedir. Seçme ilkesi'ne sahip Varlığa seçimlerinden
dolayı hesap sorulması gibi bir çelişkiye düşülemez.
Uygulamada yeryüzü, insanın deneme yanılma yoluyla tekamül
ettiği ortamdır. Bu nedenle insanlığın gelişimini yöneten
ve kontrol eden Ruhsal İdare Mekanizması, yanılan ve bu yanılgıdan
kurtulmak isteyen insana daima seçebileceği başka imkanlar
bahşeder. Benzer ilkeyi toplum içinde kullanan bir insan,
başkalarına seçtikleri yolda yardımcı olur ve onlara hoşgörüyle
bakar. İnsan, Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne göre düşünce ve davranışlarında,
için bulunduğu zaman ve mekan şartlarının elverdiği ölçüde
özgürdür ve dilediğini , yapabilir. Bununla beraber yaptığı
her şeyden gene insan sorumludur. Sebep-sonuç Kanunu gereği,
müspet ya da menfi hareketlerinin sonuçlarıyla mutlaka karşıIaşacaktır.
Seçiminden ötürü insanı yargılayacak bir makam mevcut değildir
ve bu gerek de yoktur.Çünkü insan kendi hesabını görecek yetkinliktedir.
Kaldı ki, Tanrı'nın sadece Kendisinin seçtiği yolda ilerlemeye
mahkum ettiği ve bu yoldan saptığı zaman cezalandıracağı köleler
yaratıp tatmin olmaya ihtiyacı da yoktur. Varlığın içinde
bulunduğu durum, kendi seçiminin sonucu olduğu için, seçimine
en uygun durumdur.

4.
VARLIKSAL İRADE UYGUNLUĞU İLKESİ
Her varlık
özünde taşıdığı Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne göre iradesini dilediği
yönde kullanarak, dilediği şekilde tezahür eder. Hiç kuşkusuz
bu tezahür, varlıkların öz birliğinden ya da aynı ilke ve
kanunlara göre hareket etmelerinden dolayı eşsiz bir ahenkle
gerçekleşir. Bütün iradeler birbirine uygundur; hiçbir irade
diğerini engelleyemez, ona zıt olamaz ve onu yok edemez. Her
zaman ve mekanda geçerIi olan Varlıksal İrade Uygunluğu İlkesi,
yaratılışın, Tezahür Kanunları'yla beraber sürekli oluşunu
gösterir. Yani her varlık Merkez'deki Nur'u sonsuzluğa iletir.
Varlık istese de bunun aksini yapamaz. Seçme Özgürlüğüne sahip
olan Varlık, Yaratıl ışını'nı, bir zaman ve mekandan diğer
bir zaman ve mekana nakletmekle vazifelidir.
Varlık
Varsa Yokluk Yoktur
Varlıksal iradelerin zıtlaşarak birbirlerini yok etmeleri
imkansızdır. 'Yokluk’ kavramı varlık için hiçbir anlam taşımaz,
çünkü varlığın özünde böyle bir ilke mevcut değildir. Varlık
yok olmak yada yok etmek için değil, var olmak ve var etmek
için tezahür etmiştir. Kaldı ki, varlığın karşısında, kendisinin
dışında, yok edebileceği başka bir varlık da mevcut değildir
.Çünkü Varlık Bir'dir.
Bir
Olan Varlığın Bir İradesi Vardır
Temel ilke olarak Varlık Bir'dir. Tek bir Varlık varsa, tek
Bir irade vardır. Bir birleriyle zıtlaşacak, birbirlerini
yok edebilecek rakip iradeler mevcut değildir. Tüm varoluş
tek Bir irade'yle hareket eden sonsuz bir Bütün'dür.
Tek olan irade, tezahür edince çokluk olarak algılanır. Ancak
bu çokluk, sayısız kılcal uzantılarıyla toprağın derinliklerine
uzanan bir ağacın kökü gibi, bir Bütünlük arz eder. Tek bir
gövdeye bağlı olan o sayısız köklerde aynı özsu dolaşır ve
her kılcal kök Bir ve aynı ağaca hayat verir. Benzer şekilde
aynı öze sahip varlıkların iradeleri de mükemmel bir uyum
içinde Bütün'e hizmet ederler.
Varlıksal
İradeler Neden Farklıdır?
Varlıkların farklı oluşları, iradelerini farklı yönlerde,
farklı uslüp ve dozda kullanmaları, varlık dışı bir sistemin
karşı konulamaz buyruğunun ya da kaçınılamaz bir yazgının
zorunlu bir sonucu değildir. Çünkü Varlığın kendisinin dışında.
Varlığa yön çizecek herhangi bir sistem mevcut değildir. Varlığın
iradesi kendindendir ve onu dilediği şekilde kullanmakta mutlak
olarak hürdür .
Varlığın ilk hareketinden itibaren kendi seçimiyle, kendine
özgü bir yol sahibi olduğunu belirtmiştik. Ancak bu seçme,
öze ait bir seçmedir. Varlık orada dış etkilenmelerle, yani
kendi özünün dışındaki bazı etkilerle hareket etmemiştir.
Bu, özün kendi içindeki seçmesidir ve bu seçme, yalnız Varlığa
ait bir bilginin sonucunda gerçekleşmiştir. Tezahür etmiş
olan varlık, kendi varlık küresinin merkezinde, tohumunun
tohumuna, o iç tohuma, yani o hareketsiz noktaya ulaşıp da,
Sırf hareket , olduğu zaman, orijindeki seçiminin yeniden
farkına varacaktır.
Her varlık seçtiği kozmik yönde ilerlerken, farklı zaman ve
mekan yoğunlukIarıyla karşılaşır. Bu nedenle varlıkların iradeleri,
içinde bulundukları zaman ve mekan şartlarına bağlı olarak
farklı farklıdırlar. Çok yoğun zaman ve mekan ortamında daralan
iradeler, az yoğun zaman ve mekan şartlarında dilediklerince
gerçekleşme imkanına sahip olurlar.
İradelerin
Farklılığı Hiyerarşiyi Yaratır
Tezahür aleminde her varlık, içinde bulunduğu zaman ve mekan
yoğunluklarına bağlı olarak, farklı iradelerine sahiptir.
Bazı varlıkların iradesi dar,bazılarınki geniş kapsamlıdır.
Bununla beraber, bu farklı iradeler tezahür sürecine aynı
derecede değerli katkılarda bulunurlar. Bu irade hiyerarşisinde
üstteki varlık, alttakine baskı yapmaz, onun iradesi üzerinde
bir otorite kurmaya kalkışmaz. Bundan dolayı irade hiyerarşisinin
alt basamaklarındaki varlıklar kendi iradeleriyle,daha kapsamlı
bir iradenin şemsiyesi altına girerek tekamüllerini hızla
sürdürürler .
Kapsam bakımından ne kadar farklı olursa olsun, her irade
Kozmik Vazife planı'nın vazgeçilmez birer unsurudur. Bir basamaklaşma
halinde dizilen bu farklı iradeler, kendi fonksiyonlarını
eksiksiz yerine getirerek Bütünsel Varlığın yaygınlaşmasına
ve
mükemmelleşmesine hizmet etmiş olurlar .
Varlıksal
İradeler Birbirlerini Yok Edemezler
Özde bir ve eşit olan varlıklar , Seçme Özgürlüğüne sahip
olduklarından, bir Merkez'den civara doğru farklı kozmik yönlerde,
farklı şekillerde tezahür ederler . Seçme özgürlüklerinden
dolayı her varlığın Kozmik Merkez'e olan uzaklığı farklı farklıdır.
Başka bir ifadeyle hiçbir varlık, diğer bir varlığın aynısı
değildir. Varlıklar, içinde bulundukları Kozmik Küre'de işgal
ettikleri seviyeye göre bir irade sahibidirIer. Bu nedenle
nicelik ve nitelik bakımından tamamen farklı olan bu iradelerin
birbirIerini ortadan kaldırmaları imkansızdır.
Bütün varlıklar özlerinde aynı Temel ilkeler'i taşıdıkları
için kozmik yolculukIarını mutlak bir denge ve uyum içinde
sürdürürler.iradelerin birbirlerine zıt olması, birbirleriyle
çarpışması ya da birbirlerini nötralize etmesi asla mümkün
değildir .Ayrıca varlıklar isteseler de bunu başaramazlar.
Varlıksal iradeler birbirlerinden ve Bütün'den ayrı ve bağımsız
değildirler. Çünkü varoluş birliğinden dolayı, bir varlığın
bildiğini diğer varlıklar da bilir, yani her varlık Bütün'ün
Bilgisi'ne sahiptir. Bu durumda tezahür sürecine katılmak
gibi müşterek bir amaç taşıyan varlıksal iradelerin birbirleriyle
çelişmeleri kesinlikle söz konusu değildir .
Bizler, iradelerimiz birbirlerini ortadan kaldırıyormuş gibi
bir izlenim edinebiIir , birinin yaptığını diğerlerinin bozduğunu
zannedebiliriz. Oysa iradelerin birbirlerini yok etmeleri
için birbirlerine zıt olmaları gerekir ki, bu da imkansızdır.
Yani varlık kendi iradesiyle bir harekette bulunmuşsa, o irade
geri çevrilemeyecek bir şekilde gerçekleşmiş demektir .Başka
bir irade yapsa yapsa o iradenin hayata geçirilen sonuçları
üzerinde bazı değişiklikler yapabilir , ama o iradeyi yok
etmesi asla mümkün değildir .
Herhangi bir iradenin bir diğerini ortadan kaldırdığını farz
edersek, tezahür,alemi o anda tümüyle yok olurdu. Çünkü Varlık
Bir'dir ve Bütün'dür; birinin yokoluşu, Bütün'ün yokoluşudur.
Varlıksal
İradeler Çelişmez; Karşılıklı Etkileşimde Bulunur
Varlıklar,
Seçme özgürlüğüne sahip olduklarından farklı şekillerde tezahür
ederek farklı yönlerde yol alırlar ve böylece tezahürün sürekliliği
görevini yürütürler. Tezahür alemi varlıkların birarada faaliyet
gösterdikleri bir iş yeri gibidir .Her varlık Bütün içerisinde,
kendisine düşen Hizmet ve Vazife'yi yerine getirir. Bu Kozmik
Faaliyet'in başarıyla yürütülmesi, varlık\ar arasında kendiliğinden
mevcut olan mükemmel bir iletişim ve etkileşimle gerçekleşir.
Varlıksal iradeler her an tesir alış verişi içerisinde bulunurlar
.Varlık bu sayede kendi ve kendi dışındaki varlıkların mahiyeti
hakkında bilgi sahibi olur. Böylelikle Bütün'ü, yani kendisini
tanıyacaktır.
Görülüyor ki, kendi dışındaki iradeler, varlıkların kendilerini
bilmelerini sağlayan çok değerli birer imkan olmaktadır. Varlıksal
iradelerin kendilerini birbirleriyle denemeleri, mukayese
etmeleri ya da boy ölçüşmeleri, bu iradelerin çarpışmaları
ya da birbirlerini yok etmeleri anlamına gelmez. Varlık, kendi
dışındaki varlıkların mahiyeti hakkında bilgi sahibi oldukça,
sonsuzluğa yayılmakta olan Bütün hakkında ve ayrıca Bütün'le
kendisi arasındaki birlik hakkında o ölçüde geniş bilgiye
sahip olur. Temel ilkeler'i öğrendikten sonra varlık için
bu tanıma devresi sona erer ve uygulama süreci başlar .
Varlıksal
İradeler Tek ve Aynı Merkez'e Yöneliktir
Her varlığın iradesi tek ve aynı hedefe yöneliktir; bu hedef
Bütünsel Varlık Küresi'nin Merkezi'dir. Varlıklar kürenin
yüzeyinden Merkez'e doğru zıt yönlerde ilerleseler bile, karşıt
gibi görünen bu iradeler, değil birbirini çelmek, aksine varlıkları
Merkez'e, yani Birlik şuuru'na daha çok yaklaştırır .
Her ne yaparsak yapalım, neyi istersek isteyelim, aslında
hepimiz aynı şeyi isteriz. Varlık Seçme özgürlüğüne sahip
olduğu için çeşitli şekillerde istekte bulunabilir; ama meseleyi
evrensel açıdan ele alıp Küresel bir irade düşünecek olursak,
tüm iradelerin daima Merkez'e, yani gerçek irade'ye, başka
bir ifadeyle ilke ve kanunlara yönelik olduğunu görürüz. Varlık
Kozmik Çember'in hangi noktasında bulunursa bulunsun, yaptığı
bütün eylemler sonunda Merkez'e ulaşır.
Bazı durumlarda bir irade, başka bir iradeyi ortadan kaldırıyormuş
gibi görünse de, aslında iradeler kesinlikle birbirini çelemez,
birbirine zıt olamaz. Tüm varlıklar Küresel bir irade içerisinde
aynı Merkez'e doğru hareket ederler.
Merkez'e yaklaştıkça ayrıntılar ortadan kalkar, her şey Bir'leşir
ve varlıklar ayniyet kazanır .Böylece varlıklar , Eşitlik
ilkesi'nin sonucu olarak özgürce yaptıkları seçimlerin ya
da irade beyanlarının birbirlerini çelmediğini, tam tersine
kainat ahengini sağladığını fark ederler.
Bu
ilke'nin şuurlu bir uygulamasını. Ruhsal planlar'ın işleyişinde
görebiliriz.
Bir ruhsal plana dahil olan varlıklar iradelerini Seçme özgürlüğü
ilkesi'ne göre kullanmakla beraber .plan olarak sonuçta tek
bir hareket vardır .Bir planı Oluşturan varIıklar tek bir
bedenin organlan gibidir onların bireysel faaliyetleri, bütünsel
faaliyeti meydana getirir .çünkü o plandaki varlıklardan birinin
bildiğini hepsi bilir .
Varlıklar tezahür alemi içinde seçtikleri Kozmik yönde ilerleyip
Merkez'den uzaklaştıkça. aslında o Merkez'e daha çok yaklaşırlar
.Varıklar Merkez'e yaklaştıran onların özgürce yaptıkları
irade beyanlarıdır . Varlıkların Kozmik Yolculukları tek bir
Merkez'e yönelik olduğu için varlıksal iradeler birbirini
çelemez. Şayet birden fazla Merkez olup, varlıklar diledikleri
merkeze yönelmiş olsalardı, farklı ve belki de zıt ilkelere
göre hareket edeceklerinden. tüm iradeler birbirini çeler
ve tezahür süreci sona ererdi.
Farklı
İradeler Kainatın Uyum ve Denge Unsurudurlar
Bir
olan Varlık, çokluk halinde tezahür eder .Bu çokluk bölünmüşIük,
bağımsızlık ve zıtlık değil, farklı ve çeşitli görünümler
altında öz bakımından Bir ve eşit olan sonsuz varlık sistemlerinin
oluşturduğu ahenkli bir BütünIük arz eder .
Tezahür alemindeki varlıkların dolayısıyla varlıksal iradelerin
farklı olması. bu iradelerin birbirlerini ortadan kaldırabilecek
şekilden zıt olmaları anlamına gelmez. çünkü varlıkların amacı
tezahür sürecini kösteklemek değil tam tersine ona katılarak
varoluşu desteklemek ve zenginleştirmektir. Varlıksal iradeler
birbirinin denge unsurudur; öyle ki Kozmik bir vazife gerçekleştirilirken
bir varlığın yapmadığı ya da yanm bıraktığı bir işi başka
bir varlık üzerine alır ve yapar .Bir varlığın yarattığı negatif
bir etki. öbürünün yarattığı pozitif bir etki tarafından dengeye
getirilir .işte. dengeyi muhafaza etmek için bir iradenin
arkasında daima yedek başka iradeler mevcut olduğu için tezahür
süreklidir .
Esasen varlık herhangi bir yönde iradesini kullanmıyorsa,
yani bir hareket halinde ise. mutlaka başka bir varlık da
buna zıt yönde bir irade beyanında bulunur. Ancak bu zıtlık
iradelerin birbirini yok etmesi anlamına gelmez tam tersine
bu varlıklar zıt yöndeki iradeleriyle Kozmik Denge'yi sağlarlar
farklı görüş ve farklı yapıdaki yapıdaki çalgılardan oluşan
orkestraların seslendirdiği bir beste, nasıl kulağa hoş gelen
bir armoni oluşturuyorsa. varlıklar da farklı irade beyanlarında
bulunarak, kainat içerisinde bozulması asla mümkün 0lmayan
bir uyum ve denge yaratırlar.
İrade
Vazifeye Uygundur
Tezahür aleminde iradelerin farklılığı. varlığın ''Vazife
Yapma Hakkı''na dayanır .Kainatta her varlık kendisine en
uygun vazifeyle ilgilenmektedir .Varlığın Vazife Hakkı,vazifeyi
isteme, alma. engellere karşı koyma ve vazifeyi yerine getirme
hakkıdır. Eğer varlık bir mikrobu canlı tutuyorsa, iradesini
de o vazifeye uydurur. Aynı varlık başka bir zaman ve mekan
ortamında başka bir vazife yapacaktır. Özünle herhangi bir
değişiklik olmaksızın, vazifesine bağlı olarak varlığın tezahürü
ve irade beyanı değişiklikler gösterir.
Varlık
Kendi İradesiyle Tezahür Sürecine Katılır
Bütün varlıklar sonsuz boyutlardaki zaman ve mekan şartları
içinde kendi iradelerine göre, Tezahür Kanunları'nın belli
uygulamalarını yaparlar. Başka bir ifadeyle her varlık kendi
özünün bir yorumunu yapar. Varlık, kendi yorumunu Tanrı emrettiği
için değil, kendi iradesi doğrultusunda yapar. Tezahür sürecine
katılım üslubundan dolayı hiçbir varlık kınanmaz ve azarlanmaz.
Kaldı ki, Varlık, Tanrı'nın tezahürü olduğundan, Varlığın
dışında emretme, kınama ya da azarlama görevini yürüten bir
sistem de mevcut değildir.
Varlıksal
İrade Uygunluğu İlkesi'nin Etik Sonuçları
Temel ilke olarak varlıksal iradeler birbirlerini çelemezler
ve yok edemezler. Hiçbir varlık, her mekan ve zamanda geçerli
olan bu ilkenin dışında hareket edilemez.
Oysa dünya yaşamına baktığımızda insanların birbirlerine zarar
verdi pek çok adaletsizliğin yapıldığını ve isteklerimizin
çoğu kez engellendiğini görüyoruz. Kuşkusuz bu değerlendirme,
olaylara egoistik açıdan bakan dar şuurlu beşerin görüşüdür
ve içinde bulunduğu yoğun zaman ve mekan şartlarından dolayı,
gecerIiliği böylesine sınırlı ve dar bir şekilde algılamaktadır.
Yaşamının amacı hakkında" bilgi sahibi olmayan, haz ve
elem ikilemi içerisinde hareket eden beşer, realiteyi kendi
zanlarına göre yorumlayarak hatadan hataya yuvarlanmaktadır.
Doğmadan önce hayat planını Varlıksal İlkeler çerçevesinde
tanzim eden varlık, bedene bağlanınca şuuru daraldığından
Kozmik Vazifesi'ni uygulamakta güçlüklerle karşılaşmaktadır.
Bununla beraber insanın yaşam amacı, beden içerisinde dahi
Ruhsal Kanunları tanımak ve onları uygulamaktır.
Esasen bize haksızlıkmış gibi gelen ve isteklerimize ket vuran
olaylar, Varlıksal İlkeler'i öğrenmemiz için şemsiyesi altına
girdiğimiz Yüksek İradeler'in hazırlanmış olduğu mizansenlerden
başka bir şey değildir.
Hiçbir insan aslında ne yaparsa yapsın, başka bir insana zarar
veremez. Biz başkasına ancak zarar verdiğimizi zannederiz.
Oysa cana ya da mala verilecek herhangi bir zarar, o varlığın
özünde hiçbir değişiklik meydana getirmez. Varlık maddi bir
zarar görse de, görmese de, buğulanan bir camı siler gibi,
öz hep aynı kalır. Amaç insan kendisinin ruh olduğunu bilmeyip,
beden olduğunu zannettiği için olaylara bedensel ve bireysel
çıkarcı bir gözle bakmakta, hayatı sen-ben ayrımı içinde geçmektedir
Oysa insanların yaptıkları her şey, farkında olsalar da, olmasalar
da, birbirlerine yardımdan başka bir sonuç veremez. 0 halde
bu gidişi şuurlu bir hale getirmek ve birbirimizle Yardımlaşma
ve Dayanışma içinde olmak, bilgece bir tutum olacaktır .
İnsan olarak hepimiz öz bakımından bir olduğumuzdan ve tek
Bir iradesi olan
Kozmik bir bedenin hücreleri gibi olduğumuzdan, başkalarının
iradesine ket vurmak ve onlara zarar vermek, aslında kendimize
de zarar vermek olacaktır .İnsan insanın kardeşi olduğu için,
hepimiz birbirimizden sorumluyuz.
Varlıksal irade Uygunluğu ilkesi'ne göre insan irade beyanlarından
dolayı sadece kendisine karşı sorumludur. Yani insan düşünce
ve davranışlarından dolayı sadece kendisine hesap verir. insanı
fiillerinden dolayı ödüllendirecek ya da cezalandıracak herhangi
bir sistem kesinlikle mevcut değildir. Çünkü varlık hareketlerinin
sorumluluğunu yüklenebilecek kudrettedir.

5.
VARLIK BİLDİĞİNDEN SORUMLUDUR
Kainatın
bütün sorumluluğU tek bir varlığın üzerine yüklenmemiştir;
her varlık omuz vermiş ve bu Kozmik Sorumluluk paylaşılmıştır.
Varlık tezahür aleminin derinliklerine daldıkça zorlanır ve
yüklendiği sorumluluğun kapsamı daralır. Dönüşünde ise, Tezahür
Merkezi'ne yaklaştıkça artan bilgisine paralel olarak sorumluluğunun
kapsamı genişler. Aslında bir noktadan sonra sorumluluk da
ortadan kalkar , çünkü bundan böyle varlık sadece gerekeni
yapmaktadır.
Sorumluluğun Olmadığı Hal
Önce Varlık vardı; henüz tezahür etmemiş tek Bir Varlık, tek
Bir irade, tek Bir Bilgi. Kendi içine kapanmış mutlak hareketsizlik
ve sükunet halinde tek Bir nokta.
Öz'ünde taşıdığı Varlıksal ilkeler'i yorumlamaya hazır bir
Kutsal Tohum, tezahür etmeye razı bir Kurban. Ancak Varlık
henüz iradesini kullanmamış, ilk sebebi yaratmamıştır. Başka
bir ifadeyle, ortada hiçbir etki olmadığı için, hiçbir tepki
de yoktur, yani Nedensellik henüz başlamamıştır. Kuşkusuz
bu durumda sorumluluk da mevcut değildir. Var Olma ve Var
Etme Bilgisi'ne sahip olan bu Kozmik Tohum, tüm varoluşun
sorumluluğunu yüklenmeye hazırdır.
Sorumluluk
Başlıyor
Sonra Varlık "Olmayı" diledi. Kozmik Yumurta çatlıyor…
Ve Işık Oldu! Görünmeyen ışık, görülür hale geldi. Merkez'deki
Nur zerrelere ayrıldı ve kıvılcım kıvılcım sonsuzluğa dağıldı.
Ve bir nabız gibi atan ışıl ışıl kainat doğdu.
Tezahür öncesi Bir olan Varlık, tezahür sonrası, çokluk görünümündeki
varlığa dönüştü. Böylece statik bir durumda saklı olan sonsuz
bir potansiyel enerji, sonsuz varyasyonlar halinde dinamizmini
ifade eden sonsuz bir kinetik enerji haline geldi.
Varlıklar özlerinde Seçme Özgürlüğü ilkesi'ne sahip oIduklarından,
Tezahür
Merkezi'nden itibaren diledikleri yönde yola koyuldular. Varlıkların
kendi iradeleriyle attıkları ilk adım, aynı zamanda onların
sorumluluk yüklendikleri ilk an oldu.
Varlığın
Özündeki Bilgi Tezahür Aleminde Örtülür
Tüm varlıklar özlerinde Tanrılık Bilgi'yi taşırlar. Ne var
ki, bu Bilgi, varlıklar tezahür edince örtülür; sonsuz parlaklıktaki
Nur, tezahür aleminde perde perde gizlenir. Ancak bu, tezahür
sürecinin bir gereğidir. Çünkü varlıklar seçtikleri Kozmik
Yön'de ilerlerken, farklı yoğunluklarda tezahür eden zaman
ve mekan şartlarıyla karşılaşılar. Zaman ve mekan da varlıktır;
onlar da Seçme Özgürlüklerine bağlı olarak tezahür alemine
yayılmış olup, diğer varlıklarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.
Varlığın özünde taşıdığıTanrılık Bilgi, çok yoğun zaman ve
mekan ortamlarında, çok sisli bir havada Işığın yolu aydınlatamaması
gibi, iyice örtülür , varlığın hareketi yavaşlar ve üzerine
düşen sorumluluklar azalır. Buna karşılık az yoğun zaman ve
mekan şartlarında varlığın özündeki Tanrılık Bilgi, yani Valıksal
ilkeler bütün görkemiyle ışıldamaya başlar, varlık hızlanır
ve büyük sorumluluklar yüklenir.
Varlıkların
Bilgi ve Sorumluluk Farklılıkları Eşitlik İlkesi'ni Bozmaz
Varlıkların tezahür aleminde, farklı zaman ve mekan şartları
içerisinde, bilgiIerini farklı seviyelerde kullanabilmeleri
ve buna bağlı olarak farklı kapsamda sorumluluklar yüklenmeleri,
yani böylelikle ortaya çıkan hiyerarşi, Varlıksal Eşitlik
ilkesi'ni ihlal etmez. Çünkü özleri bakımından mutlak şekilde
eşit oIan ve seçtikleri yönde tezahür eden varlıkların, farklı
zaman ve mekan ortamlarıyla karşılaşmaları onların eksikliğinden
değil, tezahür sürecinin kendisinden kaynaklanır. Ayrıca karşılaşma
bütün varlıklar için geçerlidir.
Varlık, içinde bulunduğu her türlü ortamın şartlarına mükemmelen
uyabilecek kabiliyette bir yapıya sahiptir. 0 bilgisini daraltarak
sadece bir atomun sorumluIuğunu taşırken, dilerse bilgi seviyesini
yükselterek bir gezegeni yönetme sorumluIuğunu da yüklenebilir.
Varlık
Sadece Kendisine Karşı Sorumludur
Varlık Tezahür Merkezi'nden kendi iradesiyle ayrılmış ve kendi
seçtiği bir yönde Kozmik Yolculuğu'na başlamıştır. Kainatta
ilk hareketi başlatan Varlık, kuşkusuz bunun sorumluluğunu
da yüklenmiştir.
Tezahür etmesi için Varlığa dışarıdan hiçbir zorlama yapılmamıştır;
varlık dışı hiçbir sistem ona belli bir yönü seçmesini emretmemiştir.
Tezahür sürecine katılımlı kapsamından ya da özgünlüğünden
dolayı hiçbir güç ona hesap sormayacak ve yargılamayacaktır.
Çok yoğun zaman ve mekan şartlarında bilgi seviyesini düşürerek
küçük sorumluluklar aldığı için varlığı cezalandıracak ya
da az yoğun zaman ve mekan ortamlarında bilgi seviyesini yükselterek
büyük sorumluluklar yüklendiği için de varlığı ödüllendirecek
bir sistem kesinlikle mevcut değildir.
Varlık kainat içerisindeki hareketlerinden dolayı mutlak olarak
sadece kendisine karşı sorumludur, zaten kendi dışında herhangi
bir varlık da yoktur.
Varlık
Bildiğinden Sorumludur
Kainat bir Hizmet ve Vazife ortamıdır. Her varlık tezahür
ederek bu Kozmik Vazife'nin kendisine düşen payıyla meşgul
olur. Vazifesini kendi seçen varlık, bilgisini de vazifesine
uyacak seviyeye ayarlar. Bu durumda varlık, Kozmik Vazife'nin
sadece kendi bilgisine göre yürüttüğü kısmından sorumludur;
kendi bilgisinin dışında kalan kısımlar varlığın sorumluluğunda
değildir. Başka bir ifadeyle, varlık, tezahür sürecine bilgisi
oranında katılır.
Bütün'ün denge ve uyumu, ancak her varlığın bilgisinin sorumluluğunu
yerine getirmesiyle sağlanır. Bilginin sorumluluğunu yerine
getirmek demek, varlığın, Kozmik ilke ve Kanunlar'dan kendi
seçtiklerini en mükemmel şekilde uygulaması demektir.
"Varlık
Bildiğinden Sorumludur'' İlkesi'nin Etik Sonuçlan
insana sorumluluk yükleyen bilgi, kitabi bilgi değil, bizzat
uygulanarak ya da derin bir sezgiyle gerçekliği varlık tarafından
idrak edilmiş ve hazmedilmiş olan bilgidir. Böyle bir bilgi,
hangi kaynaktan gelmiş olursa olsun, artık o insanın öz malı
haline gelmiş ve bir yaşam düsturu olmuştur. Yeri ve zamanı
geldiğinde insanın o bilgiyi kullanması gerekir; kullanmadığı
takdirde hesap sorulmayı hak eder. Çünkü insan bildiğinden
sorumludur.
Hiç kuşkusuz insan bilmediği için yapmadığı ya da bilmeyerek
yaptığı hareketlerden dolayı sorumlu tutulamaz.
İnsan, kendisinden daha güçlü bir iradenin tehditleri ya da
vaatleriyle yaptığı hareketlerden dolayı da sorumlu değildir.
Çünkü insan kendi bildiğine göre değil, o üstün gücün iradesine
göre davranmıştır. Bu durumda hesap sorulması gereken taraf,
insan değil, insan üzerinde hegemonya kurarak, hareketlerini
kendine has metotlarla yönlendiren o zorba iradedir. İnsanın
hareketlerinden sorumlu tutulabilmesi için, bilerek davranmış
olması gerekir.
Evrensel Yardımlaşma ve Dayanışma Kanunu'na dayanarak, varlık,
tekamül etmek için çok gelişmiş bir öğretici sistemin şemsiyesi
altına girebilir. Bu durumda o üstün güce yakışan; varlığa
karışık, eksik ve hatta yanlış bilgiler vererek şaşkına çevirmek,
sert emirleriyle varlığın kendine güvenini kaybettirmek, her
davranışını bir kurala bağlayarak sınırlamak, dediğini yaptırmak
için korkutmak ya da ödül vaadiyle oyalayarak insanı iki yüzlü
yapmak değil apaçık bilgi verdikten sonra varlığı vicdanen
özgür bırakmak, ona bilgisini uygulayabileceği bir ortam hazırlamak
ve hareketIerinin sorumluluğunu yüklenebilecek şekilde onu
güçlendirmektir.
Bilen insan kasten hata yapmaz; şayet hata yapıyorsa, bu,
bilmediğinden ya da şartların elverişsizliğindendir. Yani
insan dünya hayatında sürekli sürçüyor ve pek çok hata yapıyor
bunun sorumluluğunu tümüyle insana yüklemek insafsızlık olur
.Her şeyden önce insan çok yoğun bir zaman ve mekan ortamı
içerisindedir . Kaba bir fizik bedendeki dar şuuruyla, dünyanın
ağır maddi titreşimleri karşısında büyük bir savaş vermektedir.
içinde bulunduğu şartlar, özündeki Tanrılık Bilgi'yi dışarıya
yansıtmasına engeldir. Kısıtlı şartları ölçüsünde varlıksal
tezahüre katılımda bulunan insana hesap sormak değil, onu
kutlamak ve kutsamak gerekir.
insanın sorumlu tutulabilmesi için iyinin ve kötünün, doğrunun
ve yanlışın ne olduğunu bilmesi şarttır. Bu Bilgi ona açıkça
verilmediği takdirde, hatalarından dolayı insana hesap sorulamaz.
Yapılması ve yapılmaması gereken işlerin upuzun sıraIandığı
çeşit çeşit Iisteler vermekle insan gelişmez. insan, kendisine
Varlıksal ilkeler ve Tekamül Kanunları açıklanıp, yaptıklarından
tamamen kendisinin sorumlu olduğu öğretilince hızla yükselebilir.
insan bilerek yaptığı işlerden dolayı sadece kendisine karşı
sorumludur. Bilmeden yaptığı ya da yaptırıldığı işlerden dolayı
ise hiç kimseye karşı sorumlu değildir. Ayrıca, insanın dışında
onu yargılayacak hiçbir sistem de yoktur. Varlık, hareketlerinden
dolayı sürekli olarak eleştirilecek, kınanacak ya da yargılanacak
bir tutsak değil, kendi iradesiyle tezahüre katılımda bulunan
bir kainat mimarıdır.
İnsan hür bir varlıktır. Kendi iradesiyle tezahür ederek,
kendi bilgisi oranında Kozmik bir Vazife'de rol almıştır ve
bu vazifesinde sadece kendisine karşı sorumludur. Yaptığı
hatalar vazifesini yavaşlatsada engellemez, ama bu durum o
insana ıstırap verir. Oysa Kozmik Vazife hepimize ait olduğundan,
herhangi bir varlığın vazifesini aksatması, hepimizi etkiler.
O halde varlık olarak aynı öze sahip olduğumuz o kişinin vazifesini
aksatıp ıstırap çekmemesi, bundan dolayı kendimizin ve diğer
insanların olumsuz yönde etkilenmemesi ve en önemlisi Vazife'nin
sekteye uğramaması için Yardımlaşma ve Dayanışma içinde yaşamamız
gerekir.
Bilen insan bilmeyen insandan da sorumludur.
|